Milano

İtalya beni her zaman büyüleyen bir ülke olmuştur. Bu sefer rotamızı hiç gitmediğimiz bir şehrine çevirdik. Milano, Italya’nin bircok sehrine gore cok daha metropolitan ve modern bir sehir. Tarihi ve modern binaların içiçe geçmiş müthiş bir sentezine sahip. Ozellikle modern tasarimlariyla dikkat ceken 5 yildizli otellerin ic mekanları mutlaka gezmeye deger. Bizim Milano seyahatimiz 4 gun surdu, kendi deneyimledigimiz, sevdigimiz ve sevmedigimiz detaylari sizlerle paylasmak istiyorum.

Cuma gecesi Milano’ya 45 dakika mesafede bulunan Malpensa Aiırport a indik. Her ne kadar havaalanından şehre gitmek için tren cok daha pratik ve ekonomik olsa da, biz cok yorgun oldugumuzdan dolayi taksiyle otele gitmeyi tercih ettik. Otelimiz, Duomo’nun hemen güneyine doğru, 2 paralel sokaginda yer alan The Square Hotel idi. Bir avrupa oteline oldukça geniş, standart bir dekorasyonu olan, lokasyonu merkezi ve temizdi. Fakat bir daha Milano’ya gidersem kesinlikle Brera bölgesinde kalmayi tercih ederim.

Cumartesi sabahi uyandik ve Milano’da 6 tane subesi bulunan ve kahvaltisi oldukca basarili California Bakery e gittik. Ben tavuklu bagel yedim ve gercekten harikaydi. Ozellikle filtre kahve cok seviyorsaniz avrupada amerikaya ozgu bu kahveyi bulmakta oldukca zorlanabilirsiniz. Fakat adindan da anlasilacagi gibi California Bakery amerikan tarziyla size filtre kahve keyfini de sunuyor. Filtre kahve demisken bir diger kesfimiz ve kahveyi bulabileceginiz mekan ise Corso Garibaldi sokağında bulunan, benim de defterlerini bayilarak kullandigim Moleskine‘in cafesi.

Kahvaltidan sonra Brera bolgesine daha yurumeye basladik. Gerçekten anlatıldığı gibi Duomo Kilisesi oldukça ihtişamlı ve etkileyici. İnsan dönüp sönüp bakmaktan kendini alamıyor. Mimarisine hayran kaldığımız Duomo’yu gormeden gecmenize imkan yok. Cunku bu devasa kilise sehir meydaninin tam ortasinda bulunuyor. Duomo’nun hemen yerine Milano’nun bir diger sembolu, Galleria Vittorio Emanuele II bulunuyor. Burayı Milano’ya gitmiş kişilerin çektirdiği fotoğraflardan hatırlayabilirsiniz. Yüksek cam tavanlı bi yapının orta kısmında fotoğraf çektirmeden geçen birini bulmak oldukça zor 🙂

Benim en sevdigim bolgelerden biri olan Brera, luks markalarin bulundugu, tarihi dokusunu kaybetmemis binalarin oldugu, tablo gibi sokaklardan olusuyor. Eger alisverise merakliysaniz ozellikle bu bolgede dolanmaktan oldukca buyuk keyif alacaksiniz.

Gene tam bu bolgede Four seasons Hotel’ in paralel sokaginda bulunan ll Salumaioa di Montenapoleone nin avlusunda kisa bir mola vermek ve ici yumusacik mozerallasindan tadmak için gitmenizi tavsiye ederim.

II Salumaioa di Montenapoleone nin bulundugu sokakta 5 numarada Global Blue ofisi yer aliyor. Sizlere onerim sabah erken saatlerde gitmeniz, boylelikle cok sira beklememis olursunuz.

Milano sadece lüks markaların olduğu mağazalardan oluşmuyor tabi! Berra bolgesinden Duomo’ya dogru yururseniz daha ekonomik magazalarin yer aldigi sokaklarda kendinizi sehrin kalabaligina birakabilirsiniz.

Biz ilk aksam cok yorgun oldugumuz icin Duomo’nun hemen yaninda La Rinascente departman store un en ust katinda bulunan II Bar da barda birseyler atistirdik. Cok begendigimizi soyleyemeyecegim, belki de o gece çok rüzgar olmasından dolayı sevmemiş olabiliriz 🙂 Tam Duomo’nun yanında olduğu için manzarası harika bu nedenle belki oglen veya gündüz saatlerinde tercih etmek daha keyifli olabilir. Gene ayni terasta Obica ve Maio restoranlari da bulunuyor. Onlardan da birini seçebiliriz.

Binadan ciktiginizda saga dogru yururseniz hemen 20-30 metre ilerde kosede bir cikolata kokusu sizi adeta magazaya davet edecek. Burasi bence Milano’nun en lezzetli gelatolarini yapan, ayni zamanda da kulahlara yaptiklari dekorasyon ile adeta birer sanat eserine ceviren harika bir dondurmaci; Cioccolati İtaliani . Gece saat 01:00 e kadar acik olmasi da gercekten harika! Biz tam kapanmadan yetistik ve dev kulahlarimizin tadini cikardik 🙂

Eger aksam yemegi icin ayakustu atistirmak isterseniz ve benim gibi Italya’nin kalin pizzalarina bayiliyorsaniz, hemen dondurmacinin karsisinda bulunan, Milano’da oldukça fazla sayıda şubesi bulunan Spontini pizzacida dilim pizza yiyerek de karninizi doyurabilirsiniz.

Ertesi gun sabah uyandigimizda 12:30 da Bulgari Hotel ll Giardino da gideceğimiz brunch da tok olmamak adına hafif bir meyse salatası ile atıştırdık ve Brera bolgesinde bulunan Bulgari Hotel’e gittik. Burasi gercekten sizi sehrin kalabalikligindan ve karmasasindan izole eden, modern tasarimi ve harika servisiyle sizi kendisine hayran birakan bir otel. Ozellikle bahcesi ve dekorasyonu kesinlikle gormeye deger. İtalya’ya gitmeden once mutlaka onceden arayip rezervasyon yaptirmanizi tavsiye ederim, biz pazar oglen gittigimiz icin oldukca kalabalikti. Istridye, istakoz, birbirinden guzel tatlilar, sampanya cesitleri ve sarkuteri urunleri alternatifiyle bastan sonra harika bir deneyimdi.

 

Brunch dan sonra Via Alessandro Manzoni caddesine cikip Via Della Spiga sokağına dogru yurumeye basladik. Bu sokak uzerinde gene bircok lüks marka bulunuor. Fakat bu sokağa gelmeden hemen sagda bulunan shop dmagazine.it outlet mağazaya goz atmanizi tavsiye ederim.

Oldukca fazla kiyafet, ayakkabi ve canta çeşitleri bulunuyor. Bu yüzden zaman ayırarak gezmenizi tavsiye ederim. Via Della Spiga bence Milano’nun en güzel sokaklarından biri. Her ne kadar vitrinler cezbedici olsa da mutlaka başınızı kaldırıp, binaların ve tüm sokağın atmosferinin tadını çıkarmanizi öneririm 🙂 Bu sokağın sonundan sola döndüğünüzde Duomo’ya doğru yürüyebilirsiniz. Bu caddenin sonunda solda Excelsior Milano görülmeye değer bir konsept store. Alışveriş yapmayacak olsanız bile bu mağaza sadece gezmek için gelen binlerce turisti ağırlıyor. Özellikle de bir modaseverseniz ve begendiginiz markalarin daha orjinal parcalarini bir arada gormek istiyorsanız mutlaka bu mağazaya ugramalisiniz.

Biz buradan cikar cikmaz vakit kaybetmemek için hemen arka sokagindan bir taksiye bindik ve meshur 10 Corsa Como‘ya gittik. Sanirim Milano’da en ama en sevdigim mekan burasi oldu!

Kapidan iceri girdiginizde sizi yemyesil bir avlu karsiliyor. Bu avluda bulunan cafede bir kahve molasi verebilir, hemen ilerideki designer store un dekorasyonuna hayran kalarak, birbirinden guzel markalari bir arada gorebilirsiniz. Ust katinda ise gene harika bir kitapci ve galeri var. Ozellikle coffee table book lari seviyorsaniz burada sayisiz kategoride onlarca cesiti bir arada bulabilirsiniz. Sadece dekoru icin bile gormeye deger bir mekan 10 corsa como.

Cikista eger vaktiniz varsa caddenin sonundaki Eatly‘ e uğramak lezzetli bir seçenek olabilir. Biz hemen otele donduk ve Carlo E Camilla in Segheria Restaurant için hazırlanmaya başladık. Restorana vardığımızda önce nasıl bir yere geldiğimizi çok kestiremedim. Fakat kapıdan içeri girdikten sonra, belki de bugüne kadar gordugum en tarz ve en buyuleyici mekanda aksam yemegimizi yiyeceğimizi anladım. Burasi eskiden kereste fabrikasiymis. Bu dev hangar gibi mekana, tavandan sarkittiklari avizeler ile cok daha etkileyici bir yer haline getirmisler. Uzun masalarda yanyana oturarak yediğimiz yemeğin lezzeti, sunumlari ve porsiyonarı michelin yildizli restoranları aratmadı.

 

Ertesi gun istikamet Sarravalle Outlet idi. Biletlerinizi sehrin icinden ya da bizim gibi online olarak da satin alabilirsiniz. Gidis ortalama 1-1.5 arasi arasi suruyor, o nedenle gidis saatinize siz karar verebilirsiniz. Biz 13:30 da girip 20:15 de donduk. Fakat bazi magazalarda uzun dakikalar oyalandigimiz icin acikcasi bir kismini gezecek vaktimiz kalmadi. Fiyatlar normal magazalara gore %50-%70 daha indirimli. Eger alisveris yapmayi seviyorsaniz burayi mutlaka gormelisiniz. Benim buradaki favori magazam Sandro‘ydu. Zaten markayi cok severim, bir de outlet de bulunca gercekten cok sevindim 🙂

Outlet donusu otele gidip hizlica uzerimizi degistirdik ve Canteen in yolunu tuttuk. Restoran meksika mutfagi olması sebebiyle gerçekten muhteşem kokuyor 🙂 Bu restoran da gene bir avlu ve avlunun altkatindan olusuyor. Guzel muzik, tekila, birbirinden guzel kokteyller icin mutlaka gidilmesi ve gorulmesi gereken mekanlar arasinda. Avlusu cok keyifli o nedenle muzik ve alkol ile cok araniz yoksa bile oglen saatlerinde gidebilir, avlunun tadını çıkarabilirsiniz.

Ertesi gun son gunumuzdu, o nedenle Giovanni Cova & C de hizli bir kahvalti edip, Milano’nun havasını son kez içimize çekmek için yollara düştük. 25 Nisan İtalya’da liberation day yani resmi tatil günü. Bizim 29 Ekim bayramimiz gibi dusunebilirsiniz. Sokaklarda bandolu bayrakli gecis torenlerini gormek cok guzeldi. Bazi sokaklar o nedenle trafige kapatilmisti ve Duomo meydaninda adim atacak yer kalmamisti. Bizim bu tatilimizde kısa galeri ziyaretlerimiz dışında müze gezemememizin en büyük sebebi bu resmi tatillerine denk gelmiş olmamızdı. Tatilleri salı gününe denk geldiği için birçok kişi Pazartesi ile birleştirmiş , bu nedenle de Milano’da müze, restoran gibi yerlerin doluluk oranları daha da artmıştı. Eğer siz böyle bir döneme denk gelmezseniz Leonarda Da Vinci’nin Last Supper (Son Akşam Yemeği) tablosunu mutlaka görmeye gitmelisiniz.

Bu kadar uzun uzun anlattıktan sonra kısaca bana Milano’yu özetle derseniz, sanırım bir daha gitmem. Alışveriş ve güzel restoranlarda yemek yemek için harika bir opsiyon. Fakat ben İtalya’ya gittiğimde o dokuyu hissedebildiğim belki de daha kasaba/koy bölgelerinde gezinmeyi daha çok seviyorum.

Milano
Bu yazıyı oylayabilirsiniz: 0.4 (1 oy)

Yorum Bırak

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*